Türkçenin -miş'i İngilizcede Nereye Kayboluyor? Duymadığınız Haberi Kesin Söylediğiniz An
Pazartesi stand-up'ında biri 'Yatırımcı çekildi' dedi. Oda sustu. Meğer Slack'te bir dedikodu görmüş. Türkçede aynı cümle 'Yatırımcı çekilmiş' olurdu ve herkes kaynağın dolaylı olduğunu duyardı. İngilizcede bu ek yok. Wallace Chafe'in 1986'daki ayrımı, Aksu-Koç ve Slobin'in 'hazırlıksız zihin' fikri ve toplantıda kullanabileceğiniz dört kapı: gördüm, çıkardım, duydum, yeni fark ettim.
Makaleyi Sesli Dinle (Yüksek Netlikte Seslendirme)
Oda Bir Anda Sustu
Geçen kış, İstanbul'da bir ürün ekibinin Pazartesi toplantısındaydım. Yeni katılan bir arkadaş, laptopunu kapatmadan, gayet sakin bir sesle söyledi: "The investor pulled out."
Kimse çayını yudumlamadı. Müdür kaşını kaldırdı. Birisi takvimi açtı. On saniye sonra aynı arkadaş, biraz kızararak ekledi: "Well, I mean, I saw it on Slack. Someone said maybe."
Hasar küçüktü, toplantı devam etti. Ama o on saniyede olan şey dilbilgisi hatası değildi. Cümle doğruydu. Telaffuz temizdi. Eksik olan, Türkçenin fiilin içine gizlediği bir bilgiydi: bunu ben görmedim.
Türkçede aynı haberi "Yatırımcı çekilmiş" diye söylerdi. Odadaki herkes, ekteki o küçücük -miş sayesinde kaynağın dolaylı olduğunu duyardı. İngilizceye geçince ek buharlaştı. Yerine düz bir geçmiş zaman geldi. Düz geçmiş zaman ise İngilizcede şunu der: bunu yerleşmiş bilgi gibi sunuyorum.
İşte bu yazı o buharlaşmanın peşinde. Nezaket yumuşatması değil bu. Onu başka yerde konuştuk. Burada mesele daha sinsi: bildiğin şey ile duyduğun şey arasındaki fark, İngilizcede fiilin içinde yaşamıyor.
Ders Kitabının Anlattığı -miş, ve Anlatmadığı
Okulda çoğu kişiye şunu öğrettiler: -di gördüğün olay, -miş duyduğun olay. Yarı doğru. Ve yarı doğru olan kurallar, tam yanlış olanlardan daha çok yakar, çünkü güvenilir hissederler.
"Atatürk 1881'de doğdu" dersin. Görmedin. Yine de -di kullanırsın, çünkü bu senin için yerleşmiş, tartışılmayan bilgidir. Lars Johanson'un Türk dilleri için kullandığı terimle -di bir "gördüm" damgası değil, işaretsiz geçmiş zamandır. -miş ise işaretlidir. Johanson buna indirective der: bilginin dolaylı geldiğini, ya da konuşanın olaya hazırlıksız yakalandığını gösteren işaret.
Yani -miş tek iş yapmıyor. En az dört iş yapıyor, ve İngilizce bu dört işi dört ayrı kapıdan çıkarıyor. Hepsini apparently ile kapatmaya çalışınca ya dedikoducu ya da hiçbir şeye inanmayan biri gibi konuşuyorsun.
Tek cümle, dört kapı
Toplantı iptal olmuş.
Bunu söyleyen kişi odayı görmüş olabilir, boş salondan çıkarmış olabilir, birinden duymuş olabilir, ya da takvime bakınca şaşırmış olabilir. Türkçe dördünü de aynı ekle idare eder. İngilizce etmez.
"Hazırlıksız Zihin": Slobin'in Fark Ettiği Şey
Dan Slobin ve Ayhan Aksu 1982'de, sonra da 1986'da Wallace Chafe ile Johanna Nichols'un Evidentiality kitabında, Türkçe -miş için güzel bir çerçeve kurdular. Onlara göre ek, yalnızca "duydum" demiyor. Konuşanın zihninin olaya hazırlıksız olduğunu da söylüyor. Buna mirativity denir: bilgi yeni, beklenmedik, daha sindirilmemiş.
Pencereyi açıyorsun, dışarı bakıyorsun, "Aa, kar yağmış!" diyorsun. Karı görüyorsun. Kimse sana anlatmadı. Yine de -di değil -miş geliyor, çünkü yağışı izlemedin ve zihnin buna hazır değildi. İngilizce burada "Apparently it snowed" demez. O cümle, birinin sana söylediği hissini verir. Doğal karşılık daha çok şudur: "Oh. It snowed." ya da "Turns out it snowed."
Scott DeLancey 1997'de mirativity'yi kaynak bildiriminden ayırmayı önerdi. Bazı diller şaşkınlığı ayrı işaretler. Türkçe ikisini aynı eke yüklemiş. Bu yüzden tek bir İngilizce kelime -miş'in tamamını karşılayamaz. Karşıladığını sanmak, asıl hata.
İngilizce Bu İşi Fiile Değil, Kelimeye Yüklüyor
Aynı 1986 kitabında Wallace Chafe, İngilizcenin bu bilgiyi nasıl taşıdığını konuşma ve akademik yazı üzerinden ayırmıştı. İngilizcede kaynak, fiil çekiminde değil; zarflarda, kiplerde ve küçük fiillerde yaşıyor. Chafe'in kabaca ayırdığı katmanlar, toplantı İngilizcesine tercüme edilince şöyle duruyor:
- İnanç: I think, I guess, I suppose. Bu, kaynağı değil, senin kanaatini işaretler. "Bence."
- Çıkarım: must have, it seems, it looks like. Bir iz gördün, sonucu sen kurdun.
- Duyum: I heard, someone said, apparently, reportedly. Bilgi bir ağızdan geldi.
- Yeni fark ediş: turns out, oh, I didn't realize. Sesin ve bu küçük kelimeler, fiilin yapamadığı şeyi yapar.
Türkçe konuşanın refleksi, eksik eki I think ile yamamak. Anlaşılır bir refleks. Ama I think the investor pulled out İngiliz kulağında "kaynağım dolaylı" demez. "Bu benim yorumum" der. Yorum ile duyum aynı şey değil. Biri fikir, öteki haber. Fikir gibi sunulan haber, odada daha da tuhaf durur: insan hem kesin konuştuğunu hem de arkasında durmadığını sanır.
Dört Kapı, Yan Yana
Aşağıdaki tabloyu ezber listesi gibi okuma. Bir cümle kurmadan önce kendine soracağın dört soru bu. Soru Türkçe, kapı İngilizce.
| İçinden geçen | Kapı | İngilizce | Yanlış kapı |
|---|---|---|---|
| Gördüm, ya da bu artık tartışılmayan bilgi. | Düz geçmiş | The client cancelled the call. | Her şeye apparently eklemek. O zaman hiçbir haberin sahibi yokmuşsun gibi durursun. |
| Sonucu gördüm, olayı değil. Işıklar sönük, masada mont yok. | Çıkarım | She must have left. / It looks like she left. | She left. |
| Biri anlattı. Slack, koridor, "duydum ki". | Duyum | I heard the client cancelled. / Apparently the client cancelled. | The client cancelled. |
| Yeni fark ettim, ağzım açık kaldı. | Şaşkınlık | Turns out the meeting was cancelled. / Oh — it was cancelled. | Apparently the meeting was cancelled. (birinin söylediği sanılır) |
| Ben yaptım ama fark etmemişim. Uyuyakalmışım. | Birinci tekil | I must have fallen asleep. / I fell asleep and didn't notice. | Apparently I fell asleep. |
| Masal, fıkra, "bir varmış bir yokmuş". | Anlatı | Once upon a time there was an old woman. | There apparently was an old woman. |
Son satır komik duruyor, biliyorum. Ama mantık aynı. -miş bazen kaynak bildirir, bazen hikâye kipi olur, bazen de sadece "bunu yeni fark ettim" der. İngilizce bu üç ruh halini üç ayrı yere koyar. Hepsini apparently sandalyesine oturtursan masal bile dedikoduya döner.
"Apparently I Fell Asleep" Neden Tuhaf?
Bu, Türkçe konuşanların en sevimli ve en sık düştüğü çukur. Uyuyakalmışım çok doğal bir cümle. Uyudun, fark etmedin, uyandın, kendi haline şaşırdın. Ek burada başkasının tanıklığını değil, senin hazırlıksızlığını taşıyor.
Apparently I fell asleep ise başka bir film. Dinleyen, birinin sana "sen uyuyakalmışsın" dediğini sanır. Belki yanında oturan kişi. Belki bir video. Sen ise bunu demek istemedin. Demek istediğin: I must have fallen asleep ya da daha sıcak haliyle I fell asleep without even noticing.
Aynı çukur cüzdanım düşmüş için de açık. Yerde gördün. Apparently my wallet fell deme. Oh — my wallet fell de, ya da izden çıkardıysan My wallet must have fallen out. Küçük fark. Ama "kendi hayatının tanığı değilmişsin" hissi, tekrar edince birikir.
Apparently, Reportedly, Allegedly: Üçü de "Duydum" Değil
Duyum kapısına gelince kelimeler birbirinin yerine geçmiyor. Burada kulak titiz.
- I heard / someone said / word is. En dürüst kapı. Kaynağın bir insan olduğunu saklamaz. Toplantıda ilk tercih bu olsun. "I heard the launch slipped to Thursday. Can someone confirm?" Hem haberi verir hem topu doğru yere atar.
- Apparently. Hem duyuma hem yumuşak çıkarıma yarar. İngilizlerde çoğu zaman hafif bir kaş kalkması vardır: "Bunu iletiyorum, tam da benim sözüm değil." Amerikan İngilizcesinde biraz daha düz, "gördüğüm kadarıyla" anlamında da gezer. Günde sekiz kez kullanırsan hiçbir şeye inanmayan biri olursun.
- Reportedly / according to. Daha soğuk, daha yazılı. E-postada ve raporda I heard'dan temiz durur. "According to the warehouse note, two cartons arrived damaged."
- Allegedly. Hukuk kokar. Bir meslektaşının hatası için stand-up'ta allegedly dersen, dedikoduyu değil suçlamayı büyütürsün. Gazetecilerin kullandığı mesafe, ofis koridoruna taşınınca ağırlaşır. "Duydum" demek istiyorsan allegedly senin kelimen değil.
Küçük bir kulak testi
Şu üç cümleyi sesli oku. Hangisi koridor dedikodusu, hangisi tutanak, hangisi avukat?
I heard Maya missed the deadline.
Maya reportedly missed the deadline.
Maya allegedly missed the deadline.
Aynı olay. Üç farklı ilişki. Türkçe üçüne de kaçırmış diyebilir. İngilizce diyemez.
E-postada Buharlaşan Ek
Konuşurken sesin, kaşın, "yani aslında" diye eklediğin yarım cümle bir miktar tamir eder. Yazıda tamir yok. Şu satırlara bak. Hepsi gramer olarak temiz. Hepsi de kaynağı saklıyor ya da açığa çıkarıyor.
- Kutuyu sen açtın. "Two cartons arrived damaged. I opened them this morning." Burada işaret gerekmez. Gördün. Bunu söyle, insan rahatlasın.
- Fotoğrafı biri iletti. "We've been told two cartons arrived damaged. I haven't seen them myself." İkinci cümle utanç değil, profesyonellik.
- Fotoğraftan sen çıkardın, kutu hâlâ depoda. "It looks like two cartons arrived damaged. The photo shows crushed corners." Looks like burada I think'ten iyi, çünkü kanaat değil iz gösteriyor.
- Takvime bakınca şaşırdın. "Turns out Thursday's slot was cancelled. I only just saw it." Turns out tam da hazırlıksız zihnin İngilizcesi.
- Dedikoduyu henüz doğrulamadın. "I heard the investor may have pulled out. I'm checking before we change the plan." May have ile I heard yan yana gelince oda paniklemez.
- Masal anlatmıyorsun, rapor yazıyorsun. "Bir varmış bir yokmuş" kalıbını iş e-postasına apparently diye taşıma. Hikâye başka kapı, tutanak başka kapı.
Neden Kimse Seni Düzeltmiyor?
Çünkü cümle anlaşılıyor. "The investor pulled out" gramer hatası değil. Muhatabın seni düzeltmek için durmaz; düzeltirse de nezaket değil, panik düzeltir. Yani bu tür kaymalar, yıllarca "akıcı" sayılan İngilizcenin içinde sessizce oturur. İnsanlar seni anlar. Bir gün bir oda susar. O susuş, seviyenin düşük olduğunun kanıtı değil. Türkçenin bedava verdiği bir bilgiyi, İngilizcenin senden kelimeyle istemesinin kanıtı.
Bunu fark etmek biraz can sıkıcı. Ben de hâlâ, aceleyle, duyduğum şeyi düz geçmiş zamana yıkıyorum. Sonra yarım saniye geç oluyor, "sorry, I only heard that" diye geri sarıyorum. Geri sarmak ayıp değil. Hiç sarmamak, haberi senin ağzından gerçeğe çeviriyor.
Bu Hafta Tek Bir Soru
Elli kalıp ezberleme. Toplantıdan önce, geçmiş zamanlı bir haber kuracaksan, içinden şunu geçir: Bunu gördüm mü, izden mi çıkardım, birinden mi duydum, yoksa yeni mi fark ettim?
Dört sorudan biri. Bir kapı. Gerisi o gün kendiliğinden gelir. Ve bir dahaki sefere oda susarsa, sebep senin İngilizcen olmasın. Sebep, gerçekten susulacak bir haber olsun.
Bu Makale İçin Kelime Kartlarını İndir
Bu yazıda geçen veya konuya dair en önemli İngilizce kelimeleri çalışmak için hazırladığımız özel PDF çalışma kağıdını ücretsiz indirin.

Hakan Dağ
Kurucu & Dil Mimarı
IT ve eğitim teknolojileri alanında 15 yılı aşkın deneyime sahip Yazılım Mühendisi ve İngilizce Öğretmeni. Akıllı araçları gerçek pedagojiyle buluşturma konusunda tutkulu.
İlgili Yazılar
İngilizcede Gelmek mi Gitmek mi? Come, Go, Bring ve Take Arasındaki Gizli Bakış Açısı
Türkçede 'yarın sana geliyorum' dediğinizde mesele nettir. İngilizcede ise konuşanın, dinleyenin ya da buluşma yerinin nerede durduğuna göre come ve go değişebilir. Aynı küçük harita bring ve take için de çalışır. Bu yazıda ezber değil, konuşurken zihninizde açabileceğiniz bir yön duygusu kuruyoruz.
Big Bad Wolf Neden 'Bad Big Wolf' Değil? İngilizcenin Kimsenin Öğretmediği Kulak Kuralları
Hiçbir İngilizce konuşan çocuğa 'sıfat sırası' öğretilmez, ama hiçbiri 'a green old French car' demez. Tick-tock'un neden 'tock-tick' olmadığı, ping-pong'un neden 'pong-ping' olmadığı da aynı sır. Mark Forsyth'un meşhur örneğinden Scontras, Degen ve Goodman'ın öznellik araştırmasına, Cooper ve Ross'un 'ben önce' ilkesinden ablaut reduplication'a; İngilizcenin yazılı olmayan kulak kurallarını, Türkçe konuşanın kafa karışıklığını ve işe yarar tek bir pratik kuralı konuşuyoruz.
Subjunctive Mood ve İrrealis Dünyası: İngilizcenin En Zarif ve Gizli Kipi Neden Türkçe Konuşanları Yanıltır?
Geleneksel dil kurslarının 'İngilizcede Subjunctive artık öldü' iddiası neden büyük bir yanılgıdır? C1/C2 düzeyindeki kurumsal sözleşmelerden diplomatik müzakerelere kadar en prestijli metinleri yöneten Mandative Subjunctive, karşı-olgusal 'were' irrealis yapısı ve 'Be that as it may' gibi yaşayan edebi mirasları; Türkçenin açık kip ekleri ile İngilizcenin yalınlaştırma mekaniğini karşılaştırarak inceliyoruz.
💬 Tartışma0
Yorum yapmak için giriş yapmalısın.
Öğrendiklerini Pratiğe Dök!
WordMaster ile kelime dağarcığını geliştir, AI öğretmenle pratik yap.
Ücretsiz Başla